Yaratıcı düşünmeyi meslek olarak benimseyen biriyim. Problemlere alışılmışın dışından bakmayı, farklı disiplinleri birbirine bağlamayı ve fikirleri hayata geçirilebilir çözümlere dönüştürmeyi seviyorum.
İşimin merkezinde merak, deneme-yanılma cesareti ve her projeye taze bir bakış açısı getirme isteği var. Güzel sanatlar eğitimiyle başlayan yol, 20 yılı aşkın reklam ve tasarım pratiğinden geçti.
Bu sürede öğrendiğim en değerli şey şu: yaratıcılık bir yetenek piyangosu değil. Yönetilebilir bir süreç, çalıştırılabilir bir kas. Şimdi bütün işim bunu göstermek.

Her şey çizerek başladı. Güzel sanatlar bana tekniği değil, asıl önemlisini öğretti: aynı şeye herkesten farklı bakabilmeyi. Bugün anlattığım her egzersizin kökünde o atölye yılları var.
20 yılı aşkın süre boyunca işim fikir üretmekti — ilham geldiğinde değil, brief geldiğinde. "İlham gelmedi" deme lüksün olmayınca bir şey keşfediyorsun: yaratıcılığın da bir yöntemi var. Ve yöntem olan her şey öğretilebilir.
Yıllarca "sen yaratıcısın, kolay tabii" cümlesini dinledim. Değilim; çalıştırıyorum. Şimdi o çalıştırma yöntemlerini atölyelerle, araçlarla ve içeriklerle herkese açıyorum — çünkü bu kas herkeste var.
Kullanılmayınca zayıflar, çalıştırılınca güçlenir. Doğuştan gelen bir ayrıcalık değil, geliştirilebilir bir beceri.
Hemşirenin, muhasebecinin, ebeveynin yaratıcılığı vardır. Sanatla sınırlı değildir; problemi olan herkesin işidir.
Anlattığım teknikler araştırma literatüründen ve 20 yılı aşkın saha deneyiminden geliyor — his değil, yöntem.
En iyi fikirler güvenli ve oyunbaz ortamda çıkar. Atölyelerimde gülmek serbest; alay etmek yasak.
"Bir işte ne kadar ustaysan, ona farklı bakma ihtimalin o kadar düşük. Ben de dahil."
Bu yüzden kendime bilinçli acemilik görevleri veriyorum: hiç bilmediğim alanlardan besleniyorum, ayda bir yeni bir şey deniyorum, defterim hep yanımda. Uzmanlık tuzağına karşı en iyi ilaç, arada sırada yeniden başlayan olmak.