Yazı · 8 Eylül 2026

İlham Perisinin Üflemesini Beklemeyin

Fikir önce gökten indi, sonra dahilere verildi ve en sonunda hepimize dağıtıldı.

“Ben yaratıcı değilim!”

Bu cümleyi kaç kez duydunuz ya da kendiniz için düşündünüz? Peki bu cümle nereden geliyor? Kısa cevap vermek gerekirse 3000 yıllık bir alışkanlık yüzünden!

Önceleri fikir dışarıdan gelirdi.Antik Yunan’da fikir asla sizin değildi. İlham perilerinin armağanıydı. Şair yaratmazdı, ressam çizmezdi, heykeltraş taşa şekil vermezdi…
Sadece aktarırdı!

Latince inspirare: içine üflemek. Yani fikir dışarıdan üflenirdi. Sıradan insanın yaratamamasının sebebi de bu kadar basitti: periler herkese uğramazdı.

Sonra deha yaklaşımı ortaya çıktı

Rönesans işi biraz demokratikleştirdi. Fikir gökten indi, insana kondu. Ama hangi insana? Leonardo’ya. Michelangelo’ya.

Yaratıcılık artık insana uğradı, evet ama hangi insana? Sadece seçilmiş, olağanüstü insanlara. Sıradan insana yine yer yoktu. Peri gitti, yerine dahiler geldi. Adres değişti, mesaj aynı kaldı: sen yaratıcı değilsin.

1950: kürsüde bir fırça

Kırılma 1950’de geldi.

Psikolog J.P. Guilford, Amerikan Psikoloji Derneği’nin başkanı olarak kürsüye çıktı ve meslektaşlarını tabiri caizse fırçaladı: binlerce psikoloji çalışması içinde yaratıcılığı inceleyen neredeyse yoktu. Yanlış hatırlamıyorsam oran binde iki civarındaydı. Yaratıcılık konusunun incelenmesi bile neredeyse tabu olmuştu.

O konuşma koca bir alanın fitilini ateşledi. Iraksak düşünme testleri, Torrance’ın ölçekleri, okullara giren eğitim programları…

Ve on yıllar içinde bilim şunu anladı: yaratıcılık ne perinin insana lütfu ne de sadece dahilerin bir imtiyazı. Yaratıcılık; ölçülebilir, öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri.

Boden’in ayrımı

Margaret Boden’in ayrımı bu üç bin yılın en güzel özeti sanırım.

H-yaratıcılık, tarihe yeni olan. Evet, hep az sayıda insanın işi olacak. Görelilik teorisi her gün bulunmuyor.

P-yaratıcılık ise kişiye yeni olan. Ve bu herkese açık.

Hayatınızı değiştiren de zaten bu ikincisi. Kimse sizden tarihi değiştirmenizi istemiyor; kendi çözümünüzü ilk kez kendiniz bulmanız yeter.

Son bir ayda ilk kez senin aklına gelen kaç çözüm var? Ya da defalarca karşılaştığın aynı probleme farklı bir çözümü kaç kere bulmuşsundur. Eminim yapmışsındır da buna yaratıcılık dememişsindir. Oysa en büyük yaratıcılık eylemi tam da buralarda ortaya çıkıyor.. Farklı yaklaşımlar, uzak yakın kavramların birleşiminden çıkan yepyeni yaklaşımlar…

Yaratıcılık zaten sizle geliyor. Akşam yemeğinde buzdolabında kalan üç malzemeyle bir şey uydurduğunuzda, çocuğunuza bir konuyu anlatmak için üçüncü kez yeni bir benzetme bulduğunuzda, kırılan çekmeceyi bir karton parçasıyla ayakta tuttuğunuzda, toplantıda kimsenin aklına gelmeyen o basit soruyu sorduğunuzda… hepsi o. Sadece adını koymuyorsunuz.

Çünkü üç bin yıldır bize yaratıcılığın müzede, sahnede, laboratuvarda olduğu söylendi; mutfakta olabileceği söylenmedi. Dünya için değil, belki ama sizin için yeni olan bu çözüm yaratıcı olan. Ve o çözümü bulan da peri değil, sizsiniz.

Neticede yaratıcı değilsiniz değil… Bu kasınızı geliştirmeye odaklanmadınız o kadar.

O Zaman Artık Üfleyen Sizsiniz!

Üç bin yıllık hikâyenin özeti: fikir gökten indi, dahiye kondu ve en sonunda da hepimize dağıtıldı.

Perinin üflemesini beklemeyin. Artık üfleyen sizsiniz.

“Ben yaratıcı değilim” cümlesini en son ne zaman kurduğunuz ve bunu kimin söylettiği artık önemli değil. Bundan sonra odaklanıp yaratıcılığımızı geliştiriyoruz!

İsterseniz yazın, birlikte düşünelim, geliştirelim.

“Hadi yaratıcı düşünelim.”

8 Eylül 2026 2 dakikalık okuma İlk yayım: Substack ↗