Yazı · 13 Eylül 2026

Yaratıcı Fikir Sizi En Son Ne zaman Buldu?

İlhamı beklemeyip onu davet etmenin 3 adımı

Şimdi asıl soru: Fikir geldiğinde tam olarak ne yapıyordunuz?

Bu ikinci soruyu yıllardır soruyorum. Atölyelerde, toplantı aralarında, akşam yemeklerinde. Cevaplar aşağı yukarı hep aynı yerlerden geliyor. Yolda, alakasız bir yerde, yürürken, uyumak üzereyken. Neredeyse kimse “masa başında düşünürken” demiyor…

Tuhaf değil mi? Fikri arayan biziz ama bizi bulan fikir oluyor! Tam da düşünmeyi bıraktığımız anda.

Uzun yıllar bunun matematiğini pek de bilmeden yaratıcı işler çıkartmaya devam ettim. Sanatçıların, müziğin, ilham alanının aslında belli bir rütiellerin parçası olduğunu çok sonra farkettim. Araştırmaların da faydası oldu elbette :)

Bugün yaratıcı fikrin en azından üç bileşenini ayrı ayrı rahatça ölçebiliyoruz: Zemini, anı ve ödülü. Üçünü de sırayla anlatacağım. Çünkü asıl mesele üçünün sonunda ortaya çıkıyor.

Bir: Zemin

Graham Wallas, 1926’da The Art of Thought adlı kitabında yaratıcı sürecin dört aşamalı bir haritasını çıkardı.

Hazırlık, Kuluçka, Aydınlanma, Doğrulama

Yüz yıl önce. Aradan geçen bir asırda psikoloji bu haritayı defalarca eleştirdi, ekledi, çıkardı… Ama kimse yerine daha iyisini koyamadı.

Wallas’ın söylediği şey basit ama can sıkıcı: aydınlanma listenin üçüncü maddesi. Önünde 2 madde var! Malzeme toplayacaksınız, sonra o malzemeyi özümseyip iyice anlayıp bırakacaksınız. Evet bırakacaksınız. Yaratıcı fikir boş bir zihne değil, hazırlığı yapılmış zihne uğruyor.

Picasso’ya atfedilen bir söz hatırlıyorum: “İlham vardır, ama siz çalışırken sizi bulması gerekir.” Tarif doğru, yaratıcı fikir kapıyı çaldığında evde olmanız gerekiyor.

İki: An

Burası en sevdiğim kısmı. Muhtemelen hepimizin öyledir. Sebebi üçüncü kısımda..

John Kounios ve Mark Beeman, yıllardır “aha!” anını laboratuvarda yakalamaya çalışıyorlar.

Yöntem şöyle: katılımcılara iki farklı yolla çözülebilen bulmacalar veriliyor. Ya adım adım, analiz ederek çözüyorsunuz; ya da cevap birden zihnimizde beliriveriyor. Katılımcı her seferinde hangisinin olduğunu işaretliyor. Bu arada EEG ve fMRI cihazları da kayıt alıyor.

Sonuç şu: “birden belirdi” dediğiniz anlarda, cevabını söylemenizden yaklaşık üçte bir saniye önce, beynin sağ şakak tarafında bir gama dalgası patlaması oluyor. Analitik çözümlerde bu patlama yok. Dahası, patlamadan hemen önce aynı bölgede alfa dalgası yükseliyor. Beynin bir anlığına dış dünyaya gözünü kapatması gibi bir şey. “Beynin kırpması” diyebiliriz. Yani zihin, fikri doğurmadan hemen önce ışığı kısıyor. Bu anlamda muhteşem fikirlerimizi nasıl bulduğumuzu anlattığımız cümledeki o “kıvılcım” kelimesi hiç de mecaz bir kelime olmamış oluyor.

Üç: Ödül

Üçüncü bileşen en az konuşulanı ama bence en çok açıklayıcısı.

“Aha!” Anının hemen ardından beynin ödül devresi devreye giriyor. Tik ve ekibinin fMRI çalışmasında, insight anında nucleus accumbens dahil ödül ağının aydınlandığı görülüyor. Burada temkinli konuşayım: “dopamın salınıyor” cümlesini rahatça kurabilmek için bunu doğrudan ölçebilmek gerekir. Neticede gördüğümüz şey ödül ağının açılması.

Düşün: Fikir bulmak neden bu kadar keyifli? Neden fikir bulduğunuzda saat üçte uyanık kalıp bir tane daha bulmaya çalışırız? Çünkü beyin bunu ödüllendiriyor. Yaratıcılık, evrimin bize verdiği en sevimli bağımlılıklardan biri.

Peki bu bilgi ne işe yarar?

Şuna yarar: Yaratıcı fikri beklemek yerine davet edebilirsiniz.

Wallas’ın haritasının bir hobi değil, bir prosedür gibi okuyun. Önce malzemeyi toplayın, okuyun, bakın, özümseyin, konuşun, not alın, ilgisiz alanlara dalın. Bu hazırlık.

Sonra bilinçli olarak bırakın; problemi masanın üzerinde açık bırakıp odadan çıkın. Bu kuluçka.

Sonra boşluk açın: yürüyüş, uyku, duş ya da egzersiz… O alfa dalgasının yükselebileceği bir sessizlik lazım.

Bir de dördüncüsü var, en çok ihmal edileni: O an geldiğinde not alabileceğiniz bir şeyiniz mutlaka yanınızda olsun.

Çünkü aynı kıvılcım iki kere çakmıyor.

30 yıldır cebimde

Benim cebimde yıllardır not defteri var. Taşımayı sevdiğimden değil. Tecrübeden. Bana en pahalıya patlayan anlar “Bu fikir nasılsa aklımda kalır” dediklerim oldu. Kalmadı. Maalesef kalmıyor. Geriye yalnızca bir tat kalıyor, bir de “ iyi bir şey vardı” hissi. Bu his, yaratıcının başına gelebilecek en sinir bozucu şeylerden biri.

Not defteri fikri üretmiyor. Fikri kaybetmenizi engelliyor. Yanımızda taşıyabiliriz.

Bu hafta bir deneyin:

Basit, yanınızda ufak bir not aracı taşıyın. Mümkünse telefon olmasın. Çizgili, çizgisiz, kareli farketmez bir not defteri hatta bir A4 bile olur. Gelen her kırıntıyı yazın. Yarım cümleyi de yazın, saçma olanı da, “bu bir şeye benzemiyor” dediğinizi de.

Filtrelemeyin. Filtre, doğrulama aşamasının işi, kuluçkanın değil.

Hafta sonunda kaç kıvılcım biriktirdiğinize şaşıracaksınız. Benim tahminim sizin düşündüğünüzden yüksek.

Sayıyı bana yazın.

Ben Sertunç, hadi yaratıcı düşünelim!.

13 Eylül 2026 3 dakikalık okuma İlk yayım: Substack ↗